17 Kasım 2019 Pazar

Yenişehir Belediyesi'ne de Kayyum Atandı

Ertan Akman: “Biz, şehrin bir parçasıyız”

Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Sanat Yönetmeni Ertan Akman, Şehir Tiyatrosu ailesi olarak kent insanıyla aynı ortamlarda bulunduklarını ifade ederek, “Bizler, Bursalılarla aynı otobüse, dolmuşlara biniyoruz. Aynı çarşıdan alışveriş yapıyoruz. Aynı yerlerde dinlenip, eğleniyoruz dolayısıyla zaten şehrin bir parçasıyız. Bizim için onlarla iletişim kurmak hiç de zor değil” diyor.

21 Ekim 2016 Cuma 14:18
Ertan Akman: “Biz, şehrin bir parçasıyız”
banner27
Nagihan GÖRKEN
1995 yılında Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı (BKSTV) bünyesinde çekirdeği oluşturulan Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, 20 yıldır Bursalılarla buluşuyor. Tayyare Kültür Merkezi (TKM) başta olmak üzere kentin birçok sahnesinde oyunlarıyla izleyicinin karşısına çıkan ve oyuncusundan yönetmenine ışıkçısından dekorcusuna kadar yaklaşık 60 kişilik büyük bir aile olan Şehir Tiyatrosu’nun dünden bugüne hikayesini, bu yılki repertuarlarını ve kentin tiyatroya/sanata bakışını bir oyun provası sonrası buluştuğumuz Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Sanat Yönetmeni Ertan Akman ile konuştuk. 

Bursa Şehir Tiyatrosu 2006 kurulmasına rağmen Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı (BKSTV) ile temelleri atılmış. Kısaca bu süreci anlatır mısınız?
Aslında baktığınızda tiyatromuzun 20. yılı. Feyha Çelenk tarafından 1995 yılında BKSTV bünyesinde oluşturulan tiyatromuzda ilk oyunu 1996 yılında oynadık. Zaten vakıf bünyesindeki kuruluş amacı bir şehir tiyatrosu oluşumuna ön ayak olmak, bir nüve oluşturmaktı. Hemen şehir tiyatrosu oluşumu için çalışmalara başlandı. 1997 yılında da Şehir Tiyatrosu’nun kurulmasıyla ilgili Belediye Meclisi’nde karar alındı. Bu anlamda bakıldığında Türkiye genelinde 4. tiyatroyuz ama yine o dönemde kuruluş kararı alınan Kocaeli ve Eskişehir yapılaşmalarını daha hızlı tamamladılar. Bursa’da Devlet Tiyatrosu olduğu için kadro tahsisi konusunda uzun süre sıkıntı yaşandı ki resmi kadrolaşma anlamında bu sıkıntı hala sürüyor ama 2006 yılında o zamanki belediye yönetiminin iradesi ve istekli tavrıyla o yıl şehir tiyatrosuna dönüşüm gerçekleşti. Tabii hiç zorlanmadık. Çünkü 10 yıllık bir kamu tiyatrosu olmanın getirdiği rahatlık vardı üzerimizde. Kadro bir biçimde 1996 yılında oluşturulmuştu, zaman içinde de gelişti. 


Sahnelenen ilk oyun hangisiydi?
İlk oyun çocuk oyunuydu. Aslında BKSTV Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu olarak kuruldu. Kurulduğu yıl Bursa Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali başladı. Katıldığımız ilk festival de o oldu. Uzun süre de çocuk oyunlarıyla devam ettik. Yetişkin oyunlarına geçiş 2000’lerde başladı. Artık kadro da oturmuştu. Bu anlamda bir gençlik oyunu projesi gibi başlayıp daha sonra yetişkin oyununa dönen “At Doğuran Savaş”ı sahneledik. Ayşe Emel Mesci ile çalıştık ki Türkiye’nin önemli yönetmenlerinden birisidir. Sonrasında teknik altyapımızı tamamlayarak Tayyare Kültür Merkezi’nde düzenli sahne almaya başladık. Bu süreçte TKM personeli de bu anlamda deneyim kazandı. 2006 yılında yine Feyha Çelenk’in öncülüğünde-ki kurucu sanat yönetmenimizdir- rahmetli Hikmet Şahin’in Belediye Başkanlığı döneminde kuruluşumuzun 10. yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu olarak çalışmalarımıza başladık. 

İstanbul Şehir Tiyatroları bir ekol. Türkiye’nin önde gelen birçok oyuncusu o sahnelerde izleyiciyle buluştu, buluşuyor. Bursa Şehir Tiyatrosu’nun da bu anlamda bir ekol olduğunu düşünüyor musunuz kent için?
Hayır, ekol olmak için henüz çok erken. Biz Bursa Devlet Tiyatrosu’nun yavrusuyuz sonuçta. Dolayısıyla bütün alışkanlıklarımız ve devamlılığımız Bursa Devlet Tiyatrosu’nda aldığımız feyz ile sürüyor ki kurucu sanat yönetmenimiz Feyha Çelenk de Devlet Tiyatrosu Sanatçısı. Kuruluş sürecinde yer alan ben dâhil birçok arkadaşım Bursa Devlet Tiyatrosu’nun kurslarında tiyatro başlamış. Dolayısıyla bizi, Bursa Devlet Tiyatrosu ekolünün devamı diye düşünebiliriz.
Ekol olmak için zaten düzenli bir izleyici kitlesi oluşturmamız gerekiyor. Bursa’da izleyicimiz var ama henüz yeni büyüyen ve gelişen bir kent olduğumuz için doygunluğa ulaştığımızı söylemek mümkün değil. Sadece bizim açımızdan değil tüm tiyatrolar açısından söylüyorum. Salon kapasitelerimiz düşünüldüğünde 150 bin civarında seyirci var. Tüm tiyatroları katarak bu rakamı söylüyorum. Ama şehrin nüfusuna bunu böldüğünüz zaman son derece komik bir rakam ortaya çıkıyor. Yetişkin nüfusunu baz alsanız bile komik bir rakam. Eğer takip edilebilir hale gelirseniz ekolleşebilmeniz söz konusu olabilir. Yine de ekolleşme çok iddialı bir sözcük. Biz kamu tiyatrosuyuz, dolayısıyla şehir halkının talepleri bizi yönlendiriyor. Repertuarımız tamamen şehir insanının talepleri doğrultusunda oluyor. 


Sezon için repertuar belirlerken neleri göz önünde bulunduruyorsunuz?
Kamu tiyatrosu olmanın getirdiği sorumluluklar var. Bir kere ulusal sanata katkıda bulunmak gibi bir genel amacı var bütün tiyatroların. Dolayısıyla yerli ve yabancı yazarların oyunlarına eşit oranda ağırlık vermeye özen gösteriyoruz. Yine kent insanının belirli bir doygunlukta oyun seyretmesini sağlamaya yönelik olarak bir hareket içinde olmamız gerekiyor.
Bursa, hızla büyüyor. Bursa’nın köklü bir tiyatro izleyicisi var ama artık yaşlandılar. Yeni neslin sanata ilgisi de aşikâr. Dolayısıyla onları tiyatro izlemeye alıştırmak durumundayız. Bunu yaparken de her şeyi en uç noktada yapamayız. Bu insanlara hem Türk tiyatrosunun hem de dünya tiyatrosunun klasikleşmiş oyunlarını izletmeliyiz. Yapım maliyetleri yüzünden özel tiyatroların bu oyunları sahneleyebilmesi güç. Bu nedenle bu tür oyunlara özellikle yer veriyoruz. Toplumun genel nabzı komediden yana ancak biz sadece komedi takıntısında olan bir tiyatro değiliz. Tiyatronun bütün alanlarında faaliyet gösteren bir tiyatroyuz.
Geriye dönüp repertuarımıza baktığımızda Shakespeare’in Macbeth’i var. Türk yazarların özellikle klasik oyunlarına yer veriyoruz. Gulyabani, Kaynanam Nasıl Kudurdu, Reis Bey ki bu oyunu oynayan ilk profesyonel tiyatroyuz, 7 yıldır oynuyoruz. Her kesimin tat alabileceği bir repertuar benimsemeye çalışıyoruz. Halk seviyesine inmek cümlesi, beni çok rahatsız ediyor. Böyle dediğiniz zaman kendinizi yukarıda bir yerde görüyorsunuz ama biz bir kent kurumuyuz. Büyükşehir Belediyesiyiz. Dolayısıyla halkla aynı zeminde varız. Dolayısıyla onların talepleri bizim için önemli.
Benim için çok önemli bir diğer husus da yaz oyunlarımız ki Feyha Çelenk’in düşüydü bu. Türkiye’de yaz oyunlarını başlatan ve kesintisiz devam ettiren biziz. 


Nasıl tepkiler geliyor yaz turnelerine?
Olağanüstü tepkiler alıyoruz. Bizim için muhteşem ve inanılmaz keyif alıyoruz. Feyha Çelenk özellikle ortaoyunlarıyla halka ulaşmak konusunda çok istekliydi. Yönetim de bu anlamda tüm kolaylıkları gösterdi. Biz, ödenekli tiyatrolar arasında yaz sezonunda oynayan Türkiye’deki tek tiyatro haline geldik. Yaz aylarında en az 40 oyun planlıyoruz ama mevsime bağlı olarak genelde 35 oyunda kalıyoruz. Bizler, Bursalılarla aynı otobüse, dolmuşlara biniyoruz. Aynı çarşıdan alışveriş yapıyoruz. Aynı yerlerde dinlenip, eğleniyoruz dolayısıyla zaten şehrin bir parçasıyız. Bizim için onlarla iletişim kurmak hiç zor değil.
Köylerde bu o kadar net şekilde ortaya çıkıyor ki… Otobüsle köye gidiyoruz. Köylülerle köy kahvesinde oturuyoruz. Çayımızı, kahvemizi içiyoruz. Sonra sahneyi hazırlıyoruz, köylüler akşam yemeklerini yiyorlar. Ardından da bu kez oyuncu kimliklerimizle onların karşısına çıkıyoruz. Somut bir değişime tanık oluyorlar. Oyunlardan çok keyif alıyorlar ve dekor toplanırken tekrar onlarla birlikte oluyoruz. Dolayısıyla aslında bir biçimde oyuncuların çevresinde oluşan koza, bizim sayemizde yırtılıyor. Bu sadece Bursa için de geçerli değil. Eskişehir, Kocaeli, Adana ve Antalya’da da böyle. İstanbul’u ayrı tutuyorum, orası bambaşka bir dünya. Oradaki oyuncuların televizyonla popülaritesi destekleniyor ama bizim için aynı şey geçerli değil.


Şu anda yönetmeninden oyuncusuna, dekorcusundan ışıkçısına kadar kaç kişilik bir ailesiniz?
Biz, Büyükşehir Belediyesi’nin Kültür ve Turizm Şubesi bünyesinde faaliyet gösteriyoruz. Sadece oyuncular değil gün geliyor tüm Şube Müdürlüğü olarak şehir tiyatrosu oluyoruz. Öte yandan bir gölge oyunu oyuncumuz var, ben dâhil 20 kadrolu oyuncumuz var. Her sezon yardımcı oyuncularımız oluyor 10 kişi civarında. Bunun yanı sıra ışıkçımız, dekorcumuz, sahne makinistlerimiz derken yaklaşık 50-60 kişilik bir kadroyla faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.

Eskiden Devlet Tiyatrosu’nun kursları vardı ve oradan birçok isim yetişti ki siz de onlardan birisiniz. Şehir Tiyatrosu’nun böyle bir etkinliği var mı?
Şehir Tiyatrosu’nun olmadığı gibi artık Devlet Tiyatrosu’nda da böyle bir kurs yok. Bizim zamanımızda olay çok farklıydı şimdi çok farklı. Şimdi kurstan beklenti çok başkalaştı. Hemen oyuncu olunabileceğini düşünüyor insanlar ama kursların böyle bir amacı yok. Çünkü artık bu amaçla açılmış okullar var. Dolayısıyla kurs beklentisi çok büyüdü. Çocuk tiyatrosu kurslarının yerini günümüzde drama kursları aldı. Ebeveynler bu konuda çok bilinçli değiller. Hepsi,’Benim çocuğum çok yetenekli’ diye geliyor ancak tüm çocuklar yetenekli çünkü öykünme çağındalar. Bazen kursta çocuklarla değil yetişkinlerle uğraşmak sorun haline geliyor. Kurs mantığı amacından saptı. Bunun yerine biz geçen sene kendi bünyemizde amatör kol oluşturduk. Yine bu anlamda Türkiye’deki ilk tiyatroyuz. Gençlik ve yetişkin tiyatro kolu oluşturduk. Her iki grup da oyunlarını hazırladılar ama TKM’nin tadilatı nedeniyle onları beklettik. Bu kış sezonunda TKM’nin de faaliyete geçmesiyle onları da izleyici karşısına çıkaracağız. Bu sene yeni bir amatör kol oluşacak. Bu amatör grupları birkaç kere değil daha fazla izleyiciyle buluşturarak hem oyuncu adaylarının hem amatör oyuncuların o hazzı almalarını hem de izleyicinin farklı bir oluşuma tanıklık edebilmesini sağlamak istiyoruz. Tiyatro, sonuçta sosyal bir sanat. O sosyalleşme ortamını bu türde çalışmalarla gerçekleştirmiş oluyoruz. 


Şu ana kadar kaç oyun sahnelendi ve kaç izleyiciyle buluştu bu oyunlar?
20 yılı geriye dönük hesaplamam mümkün değil. 2006’dan bu yana Şehir Tiyatrosu olarak oyun sayısını kesin bilmiyorum ancak her sezon çocuk oyunlarıyla birlikte ortalama 2-3 oyun sahneliyoruz. Bazen de bir oyunla bir sezonu geçirebiliyoruz. Bu sezon örneğin 10 yeni oyun sahneleme planımız var. Her sene de yaz oyunları ve çocuk oyunlarıyla birlikte ortalamada 45 bin civarında izleyiciye ulaşıyoruz, yani 450 bin seyirciden bahsedebiliriz. 

Şehir Tiyatrosu bu yıl ne zaman perdelerini açacak?
Sezon açılış tarihimiz belirsiz, TKM’nin tadilatı devam ediyor. Kasım ayı içinde başlamış olacağımızı öngörüyoruz. TKM sahnesi için yeni bir oyunun provalarına başladık.  Merinos AKKM için yeni bir oyunumuz var ve bir müzikal olacak. Tabi geçen sezonlardan devam eden oyunlarımız da var. Dış sahnelerde oynamaya devam etmeyi düşünüyoruz, BAOB, Nilüfer Belediyesi’nin sahneleri gibi…

Dış sahne tercihiniz şehrin yayılarak gelişmesinden kaynaklı mı? Şehir batıya kaydığı için şehir merkezine gelmek istenmiyor gibi bir algı var. Öyle mi gerçekten?
Hayır, Devlet Tiyatrosu da yıllardır şehir merkezinde. Aksine kent merkezini canlı tutmak gerekiyor. TKM ve Devlet Tiyatrosu bu anlamda inanılmaz bir misyon üstleniyorlar. Ben çok gurur duyuyorum. Oyundan çıktıktan sonra merkezdeki canlılığın kaynağı biz oluyoruz. İki tiyatronun da oyunları hemen hemen aynı saatte bitiyor ve duraklar insan kaynıyor. O yüzden bu söylemlere çok inanmıyorum. Biz her sahnede izleyicimizi buluyoruz. Almaya çok hazır bir izleyici var aslında. Merinos’ta başladığımıza “Burada kim oyun izlemeye gelir?” dediler, şimdi oyun başına ortalama 450 izleyici ile devam ediyoruz.

Kapalı gişe oynadığınız oyunlarınız var mı?
Var ama bir oyunu biz bir kere oynamıyoruz. Dolayısıyla her oyunun bir dönemi özellikle başlangıç süreci kapalı gişe oluyor.
İzleyicinin ‘çok iyi tepki verdi’ dediğiniz bir oyununuz var mı?
Rumuz Goncagül, bizim izleyicimizin kesintisiz memnuniyetini dile getirdiği bir oyundur. Macbeth, Kaynanam Nasıl Kudurdu?, Reis Bey, Hastalık Hastası da… Öte yandan salonu ful doldurmayan ama çok beğenilerek devam eden oyunlarımız da var Ölüm Tuzağı gibi… Bizim açımızdan da farklı bir oyundu, kapalı gişe oynamadı ama hiçbir zaman da yüzde 60-70 izleyici ortalamasının altına düşmedi. 


Oyunlara gelen izleyiciye güzel sürprizleriniz de oluyor…
Evet, tüm oyunlarımızın ilk gösterimlerinde izleyiciye hoş sürprizler yapıyoruz. Evlenme oyununda izleyiciye nikah şekeri, Kaynanam Nasıl Kudurdu? oyununda da kaynana sopası vermiştik.  

Hayalini kurduğunuz, sahnelemek istediğiniz bir oyun var mı? 
Ben yıllar önce tiyatro ile ilgilenmeye ilk başladığımda kafamda belirli oyunlar vardı. Yarın öbür gün bir tiyatroda bir yerlerde olursam muhakkak oynamalıyım dediğim bütün oyunları oynadım. Şimdi sırada modern tiyatro oyunları var, onlar da bu sene içinde devreye girecek. 
Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı, kentin kültür hayatına önemli katkısı olmuş bir kurum. Sizin hayatınızda da öyle. Sizin gözünüzden vakfın, Bursa kültürü açısından önemini dinlemek isteriz.
Kurumsal yapılaşmalar zaten kent kültürünün talepleriyle bir biçimde ortaya çıkıyorlar. Bursa Festivali 1962 yılında başlıyor ve etkinlik festival komitesiyle yürütülüyor. Sonra da komite ile yürütülemeyeceği ortaya konarak vakıf kuruluyor. Gerek komite sürecinde gerekse vakfın kuruluş sürecinde aktif olarak yer almış biri olarak söylüyorum; bu ciddi bir ihtiyaçtı. Vakıf, hem bürokratik hem de kentin taleplerinin karşılanması anlamında önemli bir sorumluluk üstlendi kurulduğu günden bugüne. Şu an Bursa’nın kültür-sanat takviminde olan tüm etkinliklerin altında yatan kurum BKSTV ve Büyükşehir Belediyesi’dir. Bunu bir belediye personeli olarak söylemiyorum. Bursa’nın kültür takvimine baktığınızda diğer belediye ve STK organizasyonları da eklendiğinde çok yönlü ciddi bir program yoğunluğu görüyoruz ama insanlar sürekli bir yokluktan bahsediyorlar.

Peki bu algının nedeni nedir?
Bu biraz insanımızın yapısından kaynaklanıyor. ‘Ben üniversitedeyken tiyatrolardan çıkmazdım’ diyen insanın mezun olduktan tiyatroya gitmemesine anlam veremiyorum. Bursa’da Devlet Tiyatrosu, Şehir Tiyatrosu, Nilüfer Tiyatro sürekli perde açıyor. Ha keza özel tiyatroların ana uğrak yerlerinden biri Bursa. Neyin yokluğundan bahsediliyor. Ekonomik olarak bir sıkıntıdan bahsedilebilir ama kamu tiyatrolarının bilet fiyatları bir paket sigara fiyatı hatta daha da ucuz.
Dünyada, senfoni orkestrası olan kaç şehir var? Orkestranın temeline baktığınızda da yine karşınıza Büyükşehir Belediyesi ve BKSTV çıkıyor. Çünkü kuruluşu o bünyede başladı. Uludağ Üniversitesi yaylı çalgıları, Büyükşehir Belediyesi nefesli çalgıları istihdam etti ve bunlar bir araya getirildi. Şu anda onların mekânı da Merinos AKKM yani Büyükşehir’e ait bir merkez.
Bursa aslında kültür sanat alanında iyi bir yerde. Ama bir biçimde şehir halkının bunun farkına varmamak için direndiğini düşünüyorum. Mesela Bursa Büyükşehir Belediye Bandosu, Türkiye’nin en iyi bandolarından biri. Bursa’da yıllardan beri faaliyet gösteren bir Belediye Konservatuarı var. Şimdilerde Orkestra Şube Müdürlüğü adıyla faaliyet gösteren kurum Türk müzik dünyasında birçok önemli ismin yetişmesine vesile oldu.
Bursa Festivali keza… Tamam, son yıllarda bir açıkhava konserleri mantığına döndü ama bunun nedenini Bursalı kendine dönsün de bir sorsun! Acaba bu neden diye? Yani çuvaldızı biraz da kendimize batırmalıyız. Çünkü yönetimin ‘Aman biz opera getirmeyelim veya onu, bunu getirmeyelim’ diye bir tavrı hiçbir zaman olmadı. Festival programlarına baktığımız zaman bütün etkinliklere eşit yer verildiğini görüyorsunuz. Ama tercihler tamamen popüler kültürden yana. O zaman ne oluyor, onlar da o kalıba uymak zorunda kalıyor. 
Tiyatro ya da konsere gitmek, sanat izleyicisi olmak bir alışkanlıktır. Bir şeyi reddetmeden önce denemek lazım. Bu bir kültürel algı meselesi.  Şu süreçte Şehir Tiyatrosu olarak bizim de diğer sanat kurumlarının da asal çabası talep oluşturmak.  Biz, kültürel anlamda kısır kent olgusunu değiştirmeye ve düzenli bir sanat izleyicisi oluşturmaya çalışıyoruz.

Sahneye çıkarken belli bir totem ya da uğurunuz var mı?
Hiç yok. Ama bu türde şeyleri de yadırgamıyorum. Ben kendi adıma sadece çok sessiz bir ortam istiyorum o kadar. Sahnede olma duygusunu çok seviyorum. Ama iyi bir oyuncu muyum? Bu da izleyicinin takdiri. Fakat ben, sahnede başka bir şey olarak var olmaktan inanılmaz keyif alıyorum. Bu çok az insana nasip olan bir şey. Yani başkası olup, kendi bedeninizde tatile çıkmak gibi bir süreç oyunculuk.
O zaman klişe bir soruyla devam edeyim. Bir daha dünyaya gelseniz yine oyuncu mu olurdunuz?
Bir daha dünyaya gelsem koşullar nasıl olurdu bilemiyorum. Ama benim zaten oyuncu olmak gibi idealim olmadı hayatımda. Ben hasbelkader sahneye çıktım. Sahne arkasında olmak benim için daha tercih edilebilir bir şeydi. Vakıf döneminde de sanat işletmecisi olarak yetiştirildik.
Ortaokul yıllarında sahnede çıktığımda çok gülerdim. Bana, ‘Sen yeteneksizsin’ dediler ve beni okulun tiyatro kolundan çıkardılar. Ama sonra tiyatrocu oldum. Yeniden dünyaya gelsem ne olurdum bilemem tabii, tamamen şartlara bağlı olurdu herhalde. Fakat her şeyden önce şimdi olduğu gibi yaşamaktan keyif almayı bilen bir insan olmayı her zaman isterdim. 

Biraz mutsuz bir toplumuz. Acaba hayatımızda sanatı örselediğimiz için mi böyleyiz. Örneğin Almanya, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra toplumun psikolojisini iyileştirmek için işe öncelikle tiyatro ve opera binalarını onararak başlıyor…
Bunun alışkanlıklarla çok ilintisi var. İbn-i Haldun Mukaddime’de şehri; değişimin bir temsilcisi olarak tanımlar. “Şehirde fikirler kök salar, bilgiler artar, düşünceler değişir, dönüşür, böylece insanlar öğrenirler. Yani şehir bizim enerjimizi alır ama karşılığında bizi şehirli olduğumuz için besler.” Der özetle ve şehirli olabilmek için 4 nesil gerekliliğinden dem vurur. 
Sonuç, şehirde yaşamanın, toplumsal düzen içinde var olabilmenin genlere işlemesi gerekiyor. Doğrudur, 1970’lerde Bursa’da muhteşem bir tiyatro izleyicisi vardı. Devlet tiyatrosunun oyunları 2-3 kere seyredilirdi. Sonra birdenbire tiyatro izleyicisinin kesildiği söyleniyor. Hayır, aslında kesilmedi. O zaman Bursa’nın nüfusu 150 bindi. 1988’de 450 bin oldu nüfus. 2000’li yıllarda 1,5 milyon, şimdilerde 2,5 milyon insandan bahsediyoruz. Bu insanlar da şehirlerden gelmedi. 1980’lere kadar gelenler kasabadan ya da yakın köylerden gelip, şehre yerleşen insanlardı. Şehirli olma fikrine daha açık ve kabul edebilir halde idiler. Ama 1980’den sonra insanlar kendi küçük yerleşimlerinden, kapalı toplumlarından ve yoksunluklarından çıkıp, büyük şehirlere geldi. Ve şehirlerde kaybolmamak için de kendi içlerine kapandılar. Dolayısıyla onların çocukları da ailelerinin alışkanlıklarını aldılar. Fakat şimdi artık ‘Bursalıyım’ diye doğan şehirli insanlar var.

Bu da bir fırsat olarak görülmeli herhalde sizin açınızdan…
Evet, işte o yüzden az önce belirttiğim gibi tiyatro izleme alışkanlığını oluşturmaya çalışıyoruz. Bu tamamen bir sosyolojik gerçek. Şu an biz bir geçiş dönemi yaşıyoruz. ‘Bu insanlar niye tiyatroya gelmiyor’ demeden önce niye şehre geldikleri ve şehirde ne buldukları sorusuna cevap vermemiz gerekiyor. 

Bursa’da yerel yönetimlerin kültür sanat aktivitelerine nasıl bakıyorsunuz?
İyi niyetli bir çaba var ama kültür sanat aktivitelerini uygulanabilir kılmak için sonuçta bir bütçe gerekiyor. Ve tabii bir de mekan gereksinimi var. Maalesef Türkiye’de “çok amaçlı” salon adı verilen ve dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir salon kavramı var. Tüm küçük belediyeler kendilerine -daha çok düğün salonu olarak kullanmak için- “çok amaçlı” salon yapıyorlar. Şöyle bir gerçek var; “çok amaçlı” salonda tiyatro yapamazsınız ama tiyatro salonu yaparsanız, o salonu çok amaçlı olarak – tabii ki düğün salonu olarak değil- kullanabilirsiniz. Bu anlamda yerel yönetimlerin ilk düşünmesi gereken şey, çok büyük boyutlu olmamakla birlikte içinde tiyatronun çok rahatlıkla sahnelenebileceği ama aynı zamanda konser vb. etkinlikler için de kullanabilecek salonlar yapmak olmalı.

banner26
    Yorum yazmak için sitenin üst kısımdan giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen olun!
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
ARŞİV