Bu arayışta en acımasız unsur ise zaman!
Ünlü şairin de dediği gibi gözümüzün yaşına bakmadan geçip, gidiyor. Geçerken de yaşamı da beraberinde geliştiriyor, değiştiriyor, dönüştürüyor.
Çeyrek asır öncesinde evlere sabit telefon bağlatmak için ne zahmetler çektiğimizi hatırlayalım. Hatırlamak için yaşı elvermeyenlere ise ben şöyle izah edeyim;
o zamanki adıyla PTT’ye başvuruda bulunur, aylarca beklerdik. En iyi ihtimalle 3 ay gibi bir sürede o müjdeli haber bize gelirdi. Bağlanması yine en iyi ihtimalle bir hafta, hattın açılması en iyi ihtimalle 1 gün sürerdi...
90’larda doğanlar için acayip görünen bu durum, günümüz akıllı teknoloji nesline nasıl görünüyor oradan bilemem. Bildiğim tek şey, her şey bir anda hızlandı ve çoğu zaman bu hıza yetişmek mümkün olmadı, olamadı.
Tıpkı kentlerimiz gibi...
Taşı toprağı altın denilerek, daha iyi bir eğitim, daha iyi bir sağlık, daha iyi bir iş kısacası daha iyi bir yaşam için küçük bohçalarla fakat büyük hayallerle düştük yollara.
Her ne kadar uzun zaman önce yerleşik hayata geçsek de göçebe ruhumuz bizleri hep bir yerlere taşıdı.
Köylü, kasabalı iken birden “kentli” oluverdik. Hemen işe koyulduk tabi. Barınma en temel ihtiyaçtı. Konduk kentlerin muhtelif yerlerine. Bir kültür oluşturduk; gecekondu mahalleri doğurduk. Altyapıydı, yoldu, suydu, elektrikti... Bunlar hep hayaldi... Devletten, yerel yönetimlerden önce vardık oralara. Dolayısıyla umduğumuzu değil daha çok bulduğumuzu yaşadık.
Göç, kentleri tehdit eden en önemli sorunların başında gelmeye başladı. Bu baş döndürücü hıza kentler hazırlıksız yakalandı. Bugün dünya nüfusunun yarısından fazlası kentlerde yaşıyor. Altyapı, çevre, sağlık, güvenlik, ulaşım derken sorunlar çığ oldu ve yaşam kalitemizi düşürmeye başladı.
Son 20-25 yıldır insanlık bu sorunların çözümüne ciddi şekilde kafa yoruyor. Ekokentler, sağlıklı kentler, kompakt kentler, sürdürülebilir kentler... Birçok model geliştirildi, hayata geçirildi ve halen de yeni arayışlar peşindeyiz.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin üzerindeki yük ise fazla. Günü kurtaran tedbirler artık yetersiz. Dönüşüm şart hatta çoğu yer için farz oldu!
Kentsel dönüşüm, bugün kentlerimizin gündemi. Ancak dönüşüm denilince genelde aklımıza sadece binaların yıkılıp, yerine yenilerinin yapılması geliyor. Oysa ki kentler bir bütün; altyapısıyla, sağlık kuruluşlarıyla, ulaşımıyla, eğitimiyle, güvenliğiyle, yeşil alanları ile...
Dönüşüm de bu düşünceden hareketle bir bütün olarak düşünülmeli.
Bursa da sanayi kenti olmasının getirdiği özellikle maalesef plansız kentleşmenin yaşandığı kentlerin başında geliyor. Kent yöneticileri yılların getirdiği bu yükü hafifletmek için projeleri bir bir hayata geçiriyor.
Biz de dergimizde kentsel dönüşüm dosyasını ele aldık. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan KHK ile ulusal medyanın da gündemine taşınan Gemlik’in depreme karşı dönüşümünü ve Bursa’nın ortak akıl ile hareket etme kararı aldığı kentsel dönüşüm konusunu sayfalarımıza taşıdık.
Unutmayalım ki kentlerin de artık bir kimliği var. Kentlerimizin iyiliği, güzelliği aynı zamanda bizim de iyiliğimiz, güzelliğimiz demek.
Daha iyi gelecek için daha güvenli, konforlu, sağlıklı kentler oluşturmak elimizde.
Geç kalmadan, hemen şimdi!
Gelecek sayıda görüşmek üzere...
Sağlıcakla kalın.